Reklam
politika

Seçim zamanı hatırlanan Avrupa’daki Türkler

Türkiye’de seçim yaklaşınca Avrupa’daki Türklerin telefonları Ankara’dan gelen mesajlarla doluyor. Parti yöneticileri Avrupa’ya geliyor, salonlarda toplantılar yapılıyor, sandık için oy isteniyor. Seçim bitince bu yoğunluk da azalıyor.

Esat Cansel·20 Ağustos 2026 12:53·5 dk okuma·Hollanda HaberX'te paylaşWhatsAppFacebook
Seçim zamanı hatırlanan Avrupa’daki Türkler

Türkiye'de seçim yaklaştığında Avrupa'daki Türklerin telefonları Ankara'dan gelen mesajlarla dolar. Parti yöneticileri Avrupa'ya gelir, salonlarda toplantılar düzenlenir, sandık için oy istenir. Seçim bittiğinde ise bu yoğunluk aynı hızla azalır. Yıllardır dikkatimi çeken şey de tam olarak bu.

Avrupa'da yaşayan milyonlarca insanın Türkiye ile bağı elbette seçimden ibaret değil. Ne var ki Türkiye'deki siyasi partilerin buradaki insanlarla kurduğu ilişkinin büyük bölümü hâlâ seçim takvimine göre şekilleniyor. Oysa Hollanda'da yaşayan bir Türk'ün hayatında seçimden sonra da pazartesi sabahı var, kira var, okul var, iş var, emeklilik var. Türkiye siyaseti ise Avrupa'ya baktığında çoğu zaman önce sandığı görüyor.

Sandık açıldığından beri Avrupa'nın değeri arttı

Türkiye vatandaşlarının yurtdışında oy kullanması 2014'te başladı. Bundan önce de Avrupa'daki Türklerin Türkiye siyasetiyle bir ilişkisi vardı, fakat seçim sandığı doğrudan buraya gelmiyordu. Sandığın gelmesiyle birlikte hesap değişti: 2015 seçimlerinden itibaren yurtdışında kullanılan oyların milletvekili dağılımını etkilediği örnekler görüldü, akademik çalışmalar da yurtdışı oylarının bazı seçim sonuçlarında partilerin sandalye hesabını değiştirebildiğini ortaya koydu. 2023 seçimlerinde yurtdışında ve gümrük kapılarında yaklaşık 1,9 milyon oy kullanıldığı düşünülürse, Türkiye'deki bir siyasi parti açısından bunun ne anlama geldiğini ayrıca anlatmaya gerek yok. Avrupa'daki Türklerin seçim dönemlerinde birdenbire daha fazla hatırlanmasının arkasında da bu rakam var.

AK Parti'nin avantajı yalnızca oy değil

AK Parti bu alanda diğer partilerden daha önce ve daha düzenli bir yapı kurdu. Uluslararası Demokratlar Birliği (UID) bunun en bilinen örneği: Avrupa'nın farklı ülkelerinde teşkilatları bulunan yapı, yıllardır toplantılar, gençlik ve kadın çalışmaları, sosyal faaliyetler ve siyasi buluşmalar düzenliyor. Bu yüzden AK Parti'nin Avrupa'daki gücünü yalnızca seçim sonuçlarına bakarak açıklamak eksik kalır; ortada yıllar içinde kurulmuş bir çevre var. İnsanlar birbirini tanıyor, dernekler birbiriyle bağlantılı, Türkiye'den gelen siyasetçiler kiminle görüşeceğini biliyor, bir toplantı düzenlendiğinde salonun nasıl doldurulacağı konusunda da yılların getirdiği bir tecrübe var.

29 Temmuz 2026'da yayımlanan bir akademik çalışma da yurtdışındaki siyasi mobilizasyon ile AK Parti'nin aldığı oylar arasında bir ilişki bulunduğuna işaret ediyor. Bu, Avrupa'daki herkesin AK Parti'ye oy verdiği anlamına gelmiyor; böyle bir genelleme zaten mümkün değil. Fakat partinin burada uzun süredir çalışan bir siyasi ağının bulunduğu da inkâr edilemez.

CHP sonradan geldi

CHP'nin Avrupa'daki hikâyesi biraz daha farklı. Parti son yıllarda yurtdışı örgütlenmesine ağırlık verdi; Avrupa'da birlikler kuruldu, toplantılar yapıldı, Türkiye'den yöneticiler geldi. Ancak CHP'nin işi yalnızca seçmene ulaşmak değil; bir de yıllardır kurulmuş bir yapıyla arasındaki mesafeyi kapatması gerekiyor. 29 Temmuz'da CHP'nin yayımladığı açıklama da bu nedenle dikkat çekiciydi: Parti, bazı yurtdışı birliklerinin yöneticilerinin başka partilere yöneldiğini, bazı derneklerin isim ve kurumsal yapılarının değiştirilmek istendiğini duyurdu.

Burada küçük ama önemli bir ayrıntı var: Avrupa'daki bu yapılar Türkiye'deki il veya ilçe teşkilatları gibi çalışmıyor, bulundukları ülkelerin hukukuna göre dernek statüsünde faaliyet gösteriyorlar. Dolayısıyla Ankara'daki parti yönetiminin siyasi iradesiyle Amsterdam'daki bir derneğin hukuki yapısı aynı şey değil. Avrupa'da örgütlenmenin zorluğu da büyük ölçüde buradan kaynaklanıyor.

Diğer partiler de kendi çevresini oluşturuyor

MHP çizgisindeki Avrupa örgütlenmesinin geçmişi daha eski. Türk Federasyonları ve bunların oluşturduğu yapı, yıllardır Avrupa'daki Türk milliyetçisi çevrelerle ilişki içinde; buradaki siyasi dilde de Türk kimliği, milliyetçilik, dil ve kültür daha fazla öne çıkıyor. DEM Parti'nin Avrupa'daki örgütlenmesi ise başka bir toplumsal ve siyasi çevreye dayanıyor: Kürt meselesi, insan hakları ve Türkiye'deki demokratikleşme tartışmaları bu yapıların faaliyetlerinde daha fazla yer buluyor. Dolayısıyla Avrupa'daki Türk toplumunu tek bir siyasi grubun parçasıymış gibi anlatmak mümkün değil; mesele de zaten burada başlıyor.

Hollanda'da hayat başka bir yerde akıyor

Hollanda'da yaşayan bir aileyi düşünelim. Türkiye'de seçim varsa evde seçim konuşulur, sandık günü gelir, oy kullanılır, sonuçlar takip edilir. Ertesi sabah ise hayat kaldığı yerden devam eder: Baba işe gider, anne çocuğu okula bırakır, kira ödenir, belediye yeni bir karar açıklar, çocuğun okulunda bir sorun çıkar, birisi iş değiştirir, bir başkası emeklilik hesabı yapar. Türkiye'deki seçim sonucu bütün bunların üzerine eklenir; hayatın kendisi olmaz.

Avrupa'da doğan gençlerde bu fark daha da belirgin. Türkiye onlar için önemli olabilir, ailelerinin memleketi olabilir; Türkçe konuşabilir, yaz tatillerini Türkiye'de geçirebilir, Türkiye seçimlerini takip edebilirler. Ama üniversiteleri, işleri, arkadaşları burada; ilk evlerini burada alacak, vergilerini burada ödeyeceklerdir. Hollanda'daki siyasetin sonuçları da doğrudan hayatlarına girecek. Bu nedenle bir gencin Türkiye'deki siyasi tercihiyle Hollanda'daki siyasi tercihinin aynı olması zorunlu değil — aslında bunda garip bir şey de yok.

Partiler bunu ne kadar görüyor?

Türkiye'deki siyasi partilerin Avrupa'da örgütlenmesi son derece normal; yurtdışında yaşayan vatandaşların da kendilerini temsil eden siyasi yapılarla ilişki kurması normal. Sorun örgütlenmek değil, ilişkinin seçimden seçime kurulması. Bir partinin Avrupa'ya gelip oy istemesi anlaşılır bir şey; fakat burada yaşayan insanların hangi sorunları taşıdığını seçim yokken de bilmesi gerekiyor. Örneğin Hollanda'daki bir Türk için Türkiye'deki emeklilik hakkı önemli olabilir, ama aynı insanın çocuğunun okul seçimi, kirası, iş yerindeki koşulları da en az o kadar önemlidir. Bunların bir kısmı Ankara'nın, bir kısmı Lahey'in konusu — insan ise bütün bunları aynı hayatın içinde yaşıyor.

"Gurbetçi" kelimesi artık yetmiyor

Türkiye'de Avrupa'da yaşayan Türkler için "gurbetçi" kelimesi hâlâ sıkça kullanılıyor. Fakat Hollanda'da doğmuş bir Türk için bu kelimenin ne kadar karşılık bulduğundan emin değilim. Burada doğmuş, burada okumuş, burada çalışmış bir genç için Türkiye elbette hayatının önemli bir parçası olabilir, ama burası da onun memleketi. İki ülkenin vatandaşlığını taşıyan birinin iki ülkedeki siyasi gelişmeleri de takip etmesinden daha doğal bir şey yok. Bu insanı yalnızca "yurtdışı seçmeni" diye tanımladığımızda, hayatının büyük bölümünü tanımın dışında bırakmış oluyoruz.

Seçim bittikten sonra ne kalıyor?

Türkiye'deki partilerin Avrupa'daki örgütlenmesini değerlendirirken asıl bakılması gereken yer burası. Mesele seçim zamanı kaç toplantı yapıldığı değil; seçim bittikten sonra o ilişkinin devam edip etmediği. Avrupa'daki Türklerin Türkiye'yle ilgili sorunları Ankara'da gündeme geliyor mu, burada yaşayan ikinci ve üçüncü kuşağın ne istediği gerçekten soruluyor mu, yoksa Avrupa yalnızca sandık açıldığında mı yeniden keşfediliyor?

Bu soruların cevabı, Türkiye'deki partilerin Avrupa'daki geleceğini de belirleyecek. Çünkü Avrupa'daki Türklerin sayısı kadar hayatları da değişiyor; ilk kuşağın Türkiye'yle kurduğu bağ başka, burada doğan kuşağınki başka. Türkiye seçimlerinde oy kullanmak bu bağı ortadan kaldırmıyor, ama tek başına açıklamaya da yetmiyor. Belki de Türkiye'deki partilerin Avrupa'daki Türkleri yeniden tanımlamasının zamanı gelmiştir — "yurtdışı seçmeni" olarak değil, burada yaşayan insan olarak.

İlgili Haberler

Hollanda'nın Lahey şehrinde hükümet binaları
politika

Koalisyon bütçe görüşmeleri son gününde de kilitlendi

Tazminatın süresi dolunca Hollanda'da koalisyon ortakları VVD, D66 ve CDA'nın bütçe görüşmeleri başarısız oldu; bugün son karar için yeniden bir araya geldiler.

2 saat önce
Hollanda parlamentosu Binnenhof
politika

Koalisyon bütçe konusunda hâlâ uzlaşamadı, görüşmeler pazartesi devam edecek

D66, VVD ve CDA liderleri pazar günü 15 saatten fazla görüştü ancak uzlaşma sağlanamadı. Görüşmeler pazartesi devam edecek.

6 saat önce
Hollanda Parlamentosu'nun (Binnenhof) iç görünümü
politika

PRO senato lideri Rosenmöller seçimlerden sonra siyaseti bırakıyor

Eerste Kamer'daki Progressief Nederland (PRO) grubunun lideri Paul Rosenmöller, Mayıs 2025'teki seçimlerin ardından siyasetten ayrılacağını açıkladı. Rosenmöller, bayrağı devretme zamanının geldiğini söyledi.

7 saat önce
Hollanda parlamentosu Binnenhof, Lahey
politika

Koalisyon bütçe için henüz anlaşamadı, görüşmeler gece de sürecek

D66, VVD ve CDA'nın gelecek yılın bütçesi için yürüttüğü görüşmelerde henüz anlaşma sağlanamadı. Lahey'deki müzakereler gece boyunca devam edecek.

12 saat önce